USA’e geleli 5 hafta oldu ama pek birşey yazıp çizemedim. Hazır vakit bulmuşken telafi etmeye çalışayım. Bu yazı kaldığım yeri tanıtıyor.
Şimdilik (ve hala) arkadaşlarımda kalıyorum. Ev Seattle’a yakın bir şehir olan Port Orchard’da. Günde 10 kadar sefer yapan feribotlar ile 1 saatte Seattle şehir merkezine gidilebiliyor. Ancak feribota gitmek de bazen sorun olabiliyor, zira henüz ehliyetim ve arabam yok, feribot da epey bir mesafede. Birçok kere Seattle’a arkadaşlarım ile birlikte gittik, birkaç kez de beni ferbota bıraktılar. Daha önceki yıllarda da 2 kere Seattla gelip turistlik yaptığım için şehir merkezi o kadar cazip gelmiyor artık. Gerçi ulaşımı daha kolay olsaydı can sıkıntısı gidermek için de gidilebilirdi. Seattle’a birçok cafe, kitapçı ve kendi biralarını yapan bar ve pub var.
(Aşağıdaki interaktif harita ile konumları kolayca anlayabilirsiniz sanırım, alttaki linki izleyip büyük haritayı açarsanız daha da rahat olabilir)
Büyük Harita İçin Burayı Tıklayın
Kaldığım yer Port Orchard’da Manchester denilen bir kasabada. Burası olağanüstü yeşillik bir yer. Zaten Seattle bizim Karadeniz kıyısı gibi çok yağış alan o yüzden de doğası son derece yeşil olan bir şehir. Dünyanın en büyük ağaçlarından bir kısmı Seattle’ın da içinde bulunduğu Washington eyaletinde.
Yanlarında kaldığım arkadaşlarım Scott ve Connie’nin evleri de mini bir orman içinde. 1 Acre (yaklaşık 4000 metrekare) bahçede 15-20m uzunlukta ağaçlar var. Ev aslında birbirine bitişik (ve tabi içeriden geçiş olan) iki binadan oluşuyor. Birinci bina tek katlı, kocaman oturma odası banyo ve yatakodası var. Oturma odasında bir de şahane şömine var (ağaç bol olunca en iyi ısınma yöntemi de şömine oluyor haliyle). İkinci bina iki katlı, alt kat garaj (ama hemen hemen tüm evlerde olduğu gibi onlar da garajı araba koymak haricinde her iş için kullanıyor). Üst katta da birbirine bitişik 3 oda ve bir banyo var. Odalardan birisini Connie ofis olarak kullanıyor, kalan odalardan birisi benim yatak odam, diğeri de ofisim oldu. Banyo/tuvalet da tamamen bana ait.
Bahçe dediğim gibi epey büyük, evin hemen önü açıklık bir alan, sivrisinekler rahat verdiği sürece burayı da ofis olarak kullanıyoruz. Geri kalan kısımda kamp ateşi etrafında akşam yemeği yiyebildiğimiz bir kamp ateşi mekanı var. Onun etrafında ufak bir sebze bahçesi (taze dometes, ıspanak vs), odunların istiflendiği bir baraka, iki tane alet-edevat barakası var. Bahçenin ön taraflarında iki tane elma ağacı, bir vişne ağacı, yaban mersini (blue berry) ve böğürtlen (black berry) çalıları var. Bunlar tabi bahçenin çok az bir kısmını dolduruyor, geri kalanı yoğun bir bitki ve ağaç örtüsü şeklinde. Yemek arasında bahçeye inip taze meyve atıştırmak pek keyifli oluyor tabi.
Ortam böyle olunca çeşit çeşit mahlukat, börtü-böcük de eksik olmuyor. daha ilk sabah beni sincaplar karşıladı. Sincaplar Amerika’da çok yaygın zaten; bizde üniversite kampüslerinde kedi olur bol bol, buradaki üniversitelerde de bol bol sincap var. Scott yerfıstığı rüşveti ile sincapları epey bir eve ve kendine alıştırmış. Sanırım etrafta 8-9 sincap var. Kimisi çok sıcakkanlı, elden bile fıstık yiyor. Diğerleri daha çekingen. Sincaplar acayip atik hayvanlar, evin kuş tutmakta hiç zorlanmayan kedisi Finn bile onları yakalaymıyor. Sincaplar Finn’den çok daha hızlılar (sanırım kediden tam hız kaçmıyorlar bile). Bunu özellikle birbirlerini kovalarken daha iyi görüyorsunuz. Kovalamaca şimşek hızında olmakla kalmayıp bir de 3 boyutta meydana geliyor. Yerden hızla koşup ağaca çıkıyolar, orada bir tur atıp anında yere inip başka ağaca çıkıp devam ediyorlar: gözle takip etmek bile yoruyor insanı.
Sincapların fıstıklarını paylaşan tepeli mavi kuşlar da var. Tam türlerini bilmiyorum ama etrafta onlardan da 5-6 tane oluyor genelde. Scott kuşların fıstık çalamayacağı bir fıstık kabı yaptı sincaplar için. Ama korkarım bu kuşlar sincaplardan daha akıllı, yem kabını açmayı öğrenirler yakında. Geceleri etrafta rakun ve hatta geyik de dolaşıyor ama henüz bizim bahçede geyik göremedim (yolda birkaç kere rastladık). Birkaç rakun gördüm ama güzel bir fotoğrafını çekemedim (yukarıdaki içlerinden en iyisi). Daha iyi ışık toplayan bir fotoğraf makinasına ihtiyacım var kesin. Neyse işlerim biraz netleşsin benim 8 senelik emektar makinayı gerçekten emekli edeceğim.
Hava burada epey soğuk. Sabahları kalktığımda evin içi 16C civarı oluyor. Gece dışarıda hava 9C’ye kadar düşüyor. Gündüzleri ise genelde maksimum 26C gibi oluyor (çok nadir). Daha önce seattle gelişlerimden birisi yaza denk gelmişti ve epey sıcak olduğunu hatırlıyorum. Diğeri ise 2006 kışındaydı (Aralık). O zaman da -10C civarı hatırlıyorum. Yani Temmuz ortasında bu kadar soğuk beklemiyordum, biraz şaşırdım. Ama şaşıran sadece ben değilim buradakiler de şaşırmış. Connie geçen sene bahçesinde domateslerin fışkırdığını ama bu sene soğuklar yüzünden hemen hemen hiçbir şey yetiştiremediğini söyledi. Sanırım Agustos ortasına doğru havalar mevsim normallerine dönecek. İşin kötüsü bizim ev ve bahçe genelde dışarıdan daha serin oluyor, evden çıkarken kat-kat giyip yola çıkınca arabada kat kat soyunduğumuz çok oldu. Ama çok üşüten bir hava değil gelende (ya da ben alıştım iyice artık)
İşte kaldığım yer böyle.



















